« Önceki ::

Kavuşmak İçin terket..

Kavuşmak İçin terket..
Takvimler 22 Temmuz 622 tarihini gösteriyordu. Bundan, kameri yılla tam 1426 yıl evvel, insanlık tarihine damgasını silinmez bir biçimde vuracak bir olay gerçekleşti: Hicret. İnsanlığın 'merhamet pınarı' Efendimiz, susuz yürekler ve aç ruhların önüne kendisine indirilen gök sofrasını cömertçe sundu. Bir güneş gibi doğmuştu o; yalnız kuzuların değil sırtlanların da, yalnız güllerin değil dikenlerin de, yalnız bülbüllerin değil akbabaların da, yalnız masum bebelerin değil azgın haramilerin de üzerine doğan bir güneş gibi.
Tek derdi vardı: Bu gök safrasına bir fazla insanı oturtmak. Bir fazla aç ruhu doyurup, sahici ve kalıcı özgürlüğün ve güvenliğin adresini göstermek. Mutluluk ırmağının Mutlak'tan doğduğunu öğretmek. Gerisinin hoş olsa da boş olduğunu, laf u güzaf olduğunu göstermek…
Su ile serabı ayıracak akletme yeteneğine sahip olanlar Merhamet Pınarı'nın başına koştular. Kana kana içtiler. Onunla gönderilen gök sofrasının başına oturdular.
Ruhlarını doyurdular. Gözlerine fer, ellerine güç, dizlerine derman geldi. Çünkü yüreklerine ferman geldi. İlahi ferman sayesinde imanın sınırsız imkan olduğunu keşfettiler. Önce kendi zindanlarını yıktılar. Vahyin inşa ettiği bir tasavvur, akıl ve şahsiyetle hayatlarını yeniden inşaya koyuldular. Su ile serabı ayıracak yetiden yoksun olanlar, bir serap uğruna Merhamet Pınarı'na cephe aldılar. Bunun anlamı yalanın hatırına gerçeğe nişan almak, "yok" için "var"ı feda etmek, karanlığı savunmak adına güneşi mahkum etmek demekti. İnsanların bu suya erişmesini engellediler.
Ulaşanların içmesine mani oldular. İçenleri tahkir ettiler, tehdit etiler, taciz ettiler. O da olmadı işkence ettiler. O da olmadı canlarına kastettiler. Giden kurtuldu, gitmeyeni katlettiler. Merhamet Pınarı'nı acımasızca taşladılar. Suyunu kirletmeye yeltendiler. Beceremeyince bu pınarın suyunu kesmenin tek yolunun onu ortadan kaldırmak olduğuna karar verdiler.
Her kararın üstünde bir karar vardı. O karar geldi ve "Büyük İslam Medeniyeti"nin doğum süreci başladı. Hicret, işte bu sürecin adıdır. Hicret, imkanların tükendiği yerden imkanların üretileceği yere taşınmaktır. Hicret, "Bittim ya Rab!" diye dua edene, "Yettim kulum!" diye gelen icabettir. Hicret, elde etmek için feda etmek, sahip olmak için kurban etmek, bulmak için yitirmek, almak için vermek, kalkmak için (yola) düşmek, girmek için çıkmak, kalmak için gitmek, kavuşmak için terk etmektir.
Hicret düşmanla sınanmak, dostu sınamaktır. Hicret düşmanla, hem de gücünün son noktasına kadar sınanmaktır. 'Devrim Dağı'nın yani Sevr'in tepesine, en tepesine, 'bittim noktası'na çıkmaktır. Tepede gelecek yardım, eteğinde de gelir diyerek süklüm püklüm oturmamaktır. "İlahi yardımın ne zaman?" diye göğün kapılarını sarsmak, açılması için de Ğayûr'u gayrete getirecek bir çaba ve gayret sergilemektir. O yardımın en tepeye çıkmadan gelmeyeceğinin Allah'ın sünneti olduğunu bilmektir.
Sevr'in tepesine çıktıktan, yani 'bittim noktası'na vardıktan sonra, artık telaş etmemektir. "Lâ havle ve la kuvvete illa billah"ın sırrına ermektir. Telaş eden olursa, "Üçüncüsü Allah olan iki kişiye kim ne yapabilir ki?" diyerek, dünyaya meydan okumaktır.
Hicret sadece düşmanla sınanmak değil, dostu sınamaktır da. Gözü dönmüş yeminli katillerin saldıracağı yatağa kimin yatacağını sınamaktır. "Bin canımı vermeye hazırım, yeter ki onun ayağına tek diken batmasın" diyenlerin sadakatini sınamaktır. "Canım, anam, babam sana feda olsun ya RasulAllah!" sözlerini sınamaktır.
Hicret, hepsi de ilahi bir kredi olan akıl, fikir, zeka, tedbir, himmet ve insani gayretin yok sayıldığı içi boş bir tevekkül değildir. İnce bir hesap, detaylı bir plan, üzerinde iyi çalışılmış bir projedir. Hicret korku ile umut, havf ile reca arasında harekettir. Hicretin Mekke'si korkudur, Medine'si umut. Umudu olmayanın eli kolu dökülür, oturduğu yerde kalakalır. Umudun olduğu yerde hicret, hicretin olduğu yerde umut var demektir.
Hicret, medeniyettir. Bedeviyetten medeniyete yürüyüştür. Medine medeniyetin ana rahmidir. Tohumun kabuğunu çatlatıp filiz vermesidir. Bire bin verecek bir başağa durmasıdır. Hicret bitimsiz ibadettir.
Bir kaçış ve sığınıştır; küfürden imana, şirkten tevhide, Şeytan'dan Rahman'a, günahtan sevaba, benlikten ruha, şehvetten muhabbete, bilinçaltından bilinçüstüne. Hicret ilahi sıfatlar arasında bir 'seyr-i sülûk'tür; gazaptan rahmete, kahırdan lûtfa, Celâl'den Cemâl'e ve nihayet Allah'tan Allah'a… Büyük hicretin üzerinden 1426 yıl geçti. Büyük medeniyetimiz, yeni Medine'ler kurma potansiyeline hâlâ sahip. Büyük ailemizin son kayıp çocuğunu bulup yuvasına döndürünceye kadar hicret sürecektir. Sözün özü: Hayat hicrettir, mümin müebbet muhacir.
MUSTAFA İSLAMOĞLU

Yorum (1) Yorum yaz!

ŞEVVAL AYI

                                    Şevval Ayı
      Kamerî ayların onuncusu.Ayın hareketleri esas alındığı için bu aylara "Kamerî aylar" denir. Kamer ayların ilki muharrem, sonuncusu da zilhiccedir. Araplar arasında bu ayın eski adı vagıl idi. Şevval, ramazan ile zilkade ayları arasında yer alır. Şevval ismi, Arapça "şevele" kelimesinden gelir.
     Ramazan ayı ve bayramından sonra şevval ayı içinde "altı gün orucu" adıyla bilinen orucu tutmak sünnettir. Şevvâl ayının ilk gününde -ki ramazan bayramının ilk günüdür- oruç tutulması haramdır. Bayramın diğer günlerinde ve şevvâl ayında kaza veya nafile oruç tutulabilir. Oruç ayı ramazanın tamamlayıcısı durumunda olan şevvâl ayında tutulacak altı günlük oruç, bir Müslüman'a bütün bir yıllık oruç sevabı kazandıracaktır. Bu altı günlük orucun bitişik olması, yani hiç ara vermeden tutulması mecburiyeti yoktur; aralıklarla da tutulabilir. Şevvâl ayında tutulacak altı günlük oruçla, bir yıl oruç sevabının nasıl elde edileceği Alimlerce şöyle ifade edilir:
Dinimizde, bir iyilik yapana on sevap verileceği yolundaki hadis esas alındığında, bir Müslüman otuz günlük ramazan orucuna ilâveten şevvâl ayındaki altı günlük oruçla otuz altı gün tutmuş olmaktadır. Bu otuzaltı rakamı, hadiste ifade edilen on sevap ile çarpıldığı zaman 360 gün elde edilir. Böylece kamer ay hesabıyla bütün bir yıl oruçla geçirilmiş gibi olur.
      Ramazan-ı Şerif'ten sonraki şevval ayında oruç tutmak öteden beri sevimli bir adet olarak gelmiştir.
      Bir ay boyunca oruca alışmış olan insanlar, şevval ayında da altı gün oruç tutmaya büyük bir ilgi göstermiş, hatta teravih gibi sıcak bir ilgiyle şevval ayı orucunu sürdüre gelmişlerdir... Elbette bu sıcak ilgi sebepsiz değildir. Nitekim Efendimiz (sas) Hazretleri, şevval ayı orucunun bir sene oruç tutmuş gibi sevaba vesile olacağını duyurmuş, bu yüzden de bir ay Ramazan orucu tutanlar, şevvalde altı gün oruç tutmakla bütün seneyi oruçlu geçirmiş olma sevabını kaçırmak istememişlerdir. Bu konudaki hadisi ve yorumunu şöyle ifade edebiliriz: "Kim oruçla geçirdiği Ramazan ayından sonraki şevvâl ayında altı gün oruç tutarsa, bütün seneyi oruçla geçirmiş gibi olur!."
      Demek ki, bir aylık Ramazan orucundan sonra şevvâlde de altı gün oruç tutarak orucunu otuz altıya çıkaran kimse, bütün seneyi oruçlu geçirmiş gibi sevap almaktadır.
     Âlimlerimiz, bütün seneyi oruçla geçirmiş gibi sevap almanın izahını şöyle yapmaktalar: Ramazan boyunca oruç tutan insan her orucuna on sevap almışsa yekûnu üç yüz eder. Şevvâl ayında tuttuğu altı orucuna da onardan altmış sevap alınca, eder üç yüz altmış. Yani bir sene.. Dolayısıyla hadîsin işaret ettiği sırra nâil olur. Bütün seneyi oruçla geçirmiş gibi mânevî kazanç elde edebilir..
      Aslında bu gibi mânevî konularda esas olan, o işi ihlasla yapmak, büyük bir gönül arzusu ile talip olmak mühimdir. Bâzen öyle oruçlar olur ki, tutanın gönlünde beslediği derin ve sâfî ihlas yüzünden 360 gün değil, belki 360 senelik nâfile oruç sevabını alabilir.. İhlas ile kim ne isterse Rabbimiz onu verebilir. Bu bir niyet ve yorum meselesidir.
Tıpkı yolun kenarına uzaklardan bir taşı yuvarlayarak güç bela getirip yerleştiren adamla, bu taşı oradan aynı güçlükle uzaklaştıran bir başka adamın niyeti ve yorumu gibi. 

     Biri düşünmüş ki:
    - Bu çölün ortasında yaşlı bir adam yolda giderken bineğine binmek istese, üzerine çıkıp da hayvana binebileceği yüksek bir yer yoktur. Öyle ise şu taşı yuvarlayıp yolun kenarına getireyim de, yolda gitmekte olan yaşlı ve çocuklar hayvanlarına binmek istediklerinde taşın üstüne çıkıp bineklerinin üzerine kolayca atlasınlar, sevabı da bana olsun. Adamın bu hâlis niyetine bakan Rabbimiz ondan razı olmuş, istediği sevabı ihsan eylemiş.
Böyle güzel niyetle getirilen taşı oradan öfke ile yuvarlayıp uzaklaştıran adam ise şöyle düşünmüş:
    - Bu taşı buraya getiren kimse ne kadar da yanlış bir iş yapmış. Hiç düşünmemiş ki, gözleri görmeyenler, karanlıkta fark edemeyenler taşa takılıp yere düşerler. Şu taşı buradan uzaklaştırayım da kimse takılıp yere düşmesin, sevabı da bana olsun. ..
      İşte bu adam da taşı buradan uzaklaştırdığından dolayı Allah rızasını kazanmış, ümit ettiği sevaba nail olmuş.. Her ikisinde de niyet hâlis, yorum makul...
Biz de sâfi bir niyetle altı gün orucumuzu tutarsak, belki Rabbimiz bu niyetimize, bu bağlılığımıza bütün seneyi oruçlu geçirmiş gibi sevaplar ihsan edebilir, hatâlarımızı affedebilir.. Rabbimizin hudutsuz rahmetine kimse sınır çizemez. Kimse kendi cimriliğini O' na da şâmil kılamaz. 


          Bu orucun arka arkaya olması şart değildir. Şevvâl ayı içinde olması yeterlidir.
    Bir de Ramazan içinde tutulamayan oruçlar varsa, önce o borç olanı tutmak da makul ve meşru olur. Bir an önce borçtan kurtulmayı düşünmek elbette çok yerindedir. Ancak borcu sonra da tutabilirim diye de düşünebilir.. Bu bir tercih meselesidir. Her ikisi de caizdir.
     Bir diğer husus da, şevval ayında iki bayram arası nikah yapılmaz iddiası vardır ki, artık bu batıl iddia etkisini kaybetmektedir. Çünkü Aişe validemizin nikahı şevvalde olmuş, yani iki bayram arasında yapılmış, ne uğursuzluk, ne de bir başka dinî yasak söz konusu olmuştur. Bu yanlış yorum şuradan da beslenmiş olabilir. Şayet bayram cuma gününe rastlarsa, bayram namazı ile cuma namazı arası iki bayram namazı arasıdır. Böylesine dar bir vakte nikahı sıkıştırmayın, iki bayram namazının dışında yapın nikahınızı, tavsiyesini, Ramazan ve Kurban Bayramı arası gibi geniş zamana yayanlar, böyle bir yanlış anlamaya sebep olmuşlardır, diye de düşünülebilir.


         Bir Menkîbe
       Süfyanı Sevri anlatıyor:
- Ben Mekke-i Mükerreme'de üç sene oturdum. Mekkelilerden bir kimse her gün Harem-i şerife gelir, tavaf eder, namaz kılar ve sonra bana selam verip giderdi. Ben bu kimse ile tanıştım. Bir gün o kimse beni yanına çağırdı. Bana dedi ki:
-Ben öldüğüm vakittekendi elinle beni yıka, namazımı kıl ve defneyle. O gece beni terk etmeyip kabrimde gecele. Mükireyn suali anında bana Tevhid'i telkin et!, dedi.
     Ben de o kimsenin istediklerini yapmayı kabul ettim. Bana emrettiğinin aynını yaptım: Kabrinde geceledim. O gece uyku ile uyanıklık arasında iken :
-Ya Süfyan! Beni korumaya ve senin telkinine ihtiyaç kalmadı, diye bir ses işittim.
    O zaman:
-Ne sebeple bu lütfa eriştin, diye sordum
Bana cevap olarak:- Ramazan-ı Şerifin orucunu tutup Şevval'den altı gün daha eklemem sebebiyle, dedi.
     O zaman ben uyandım. Yanımda kimseyi göremedim. Abdest aldım, namaz kıldım, uyudum; böylece üç kere gördüm. Bildim ki bu Rahmanîdir; şeytandan değildir. O zaman da kabrin yanından ayrıldım ve "Ya Rabbi! Beni Ramazanın orucuna ve Şevval'den altı gün orucuna muvaffak kıl" diye dua ettim. Allahü Teala Hazretleri beni de muvaffak kıldı.

     Ramazan da tutmadığım oruçlarım var. Şevval ayında ki altı günlük oruç tutmama engel olur mu.?
       Ramazandaki tutmadığınız oruçlarınızın kazasını şevval ayında tutmanızda dinen sakınca yoktur.
Şevval ayı bir kısım dinî olayları hatırlatan özel bir aydır. Önce hac hazırlığını hatırlatır bu ay. Ramazan'dan sonraki aylar zaten hac ayları sayılır.
       Hacı adaylarımız tatlı bir heyecanla yol hazırlığına girerler, yola çıkıncaya kadar da meraklı sorular sorar, hac ibadetlerini kusursuz yapmak için bilgi toplamaya çalışırlar. Tabii, şevval ayının bir de kendine mahsus orucu olduğunu da unutmazlar. Hem öyle oruç ki, bu ayda altı gün oruç tutan, sanki bütün seneyi oruçlu geçirmiş gibi sevaba nail olur, bir sene nafile oruç mükafatına kavuşabilirler.    Alimlerimiz, şevval ayında tutulan altı günlük orucun bütün sene oruç tutmuş gibi sevaba vesile olmasını izah ederken diyorlar ki:
      - Ayette her iyiliğe on sevap verileceği bildirilmiştir. Otuz Ramazan'ı tutan bu sebeple üç yüz sevap almış olur. Ramazan'dan sonraki şevvalde altı günü de tutan, onardan altmış sevap alınca üç yüz altmış eder. Yani bir senelik nafile oruç.
Bu kadar az oruca o kadar çok sevap olur mu? Cevap olarak deniyor ki:
    - Kimse kendi cimriliğini sonsuz cömertlik ve ikramın sahibi Rabb'imizin cömertliğiyle kıyaslamasın. İnsanlar yeter ki niyetlerini halis tutsunlar, rahmeti gazabını geçmiş olan Rabb'imiz kullarını hep affetmek istemekte, kullarının az ameline çok mükafatları bunun için ihsan etmektedir.
     Bu orucun keffaret orucu gibi arka arkaya, yani bitişik tutulması da gerekmez. Ay içinde belli aralıklarla da tutulabilir. Ancak, Ramazan içinde mazeretlerinden dolayı tutamadığı oruç borcu olanlar, önce borçlarını tutsalar yanlış yapmış olmazlar. Önce kaza borçlarını tutup bir an evvel farz oruçlarının borcundan kurtulmuş olmaları daha uygun düşer. Bundan sonra fırsat bulurlarsa altı gün şevval orucuna da niyet edebilirler. Kaza orucu sebebiyle yetiştiremezlerse şevval ayında yine de oruç tutmuş olurlar.

Yorum (yok) Yorum yaz!

tebrik

YÜCE ALLAH(cc) bu gece dünya semasına rahmetiyle tecelli eder.
' yok mu tövbe eden ; tövbesini kabul edeyim...'
'yok mu rızık isteyen ;  rızık vereyim...'
'yok mu şifa isteyen ;  şifa vereyim...'
'yok mu başka isteği olan ona da istediğini vereyim...'
            diye tan yeri agarıncaya kadar hitap eder...    ibn-i mace
 
 
''... ey kendilerine kötülük edip aşırı giden kullarım!
allah(cc)' ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin.şüphesiz allah(cc) bütün günahları afferder.çünkü O çok bağışlayan, çok merhamet edendir...''          zümer suresi 53
 
 
 ÖMRÜMÜZÜN HİKAYESİNİ YAZAN EN BÜYÜK VE EN GÜZEL YAZICI GÖNLÜNÜZDEN GECEN GÜZELLİKLERİ ALNINIZA KADER
                                                  diye yazsın...
 
dualarınız kabul ; kandilinz mübarek olsun...
 
                                     fiemenillah

Yorum (2) Yorum yaz!

Şaban ayı

                                                      ŞABAN  AYI

       Şâban öyle bir aydır ki, ondan hayırlar açılır, bereketler iner, hatâlar terkolunur, günahlar örtülür. Bu ayda Peygamber efendimize çok salevat-ı şerife getirilir. Şâban ayı, Peygamber efendimize salevât ayıdır. Nitekim Allahü teâlâ Ahzab sûresi elli altıncı âyetinde: “Elbette ki, Allahü teâlâ ve melekleri peygamberi üzerine salât ederler. Ey imân edenler! Siz de ona salât ve selâm okuyun” buyuruyor. 
        Resûlüllah efendimiz, “Bir kimse bana bir kere salât okusa, Allahü teâla ona on salât eder, ya’ni ona on rahmet bahşeder” buyurdu. Gafletten uyanıp, tevbe istigfâr etmeli ve bu şekilde Ramazan ayı için hazırlanmalıdır.Bunun için aklı olan her mü’minin Şâban ayında gafil bulunmayıp, günahlardan temizlenme ve geçmişte işlemiş olduğu günahlara tevbe ve istiğfar ederek, Ramazan ayını karşılamak için, müsâid ve hâzır olmağı ve Şâban ayında Allahü teâlâya sığınıp yalvarmağı, bu ayın sâhibi Muhammed (Sallallahü aleyhi ve sellem) vâsıtası ile Allahü teâlâya kavuşmağa çalışması lâzımdır. Bunun için de bu ayda Peygamber efendimize çok salevât-ı şerîfe getirmelidir.

Yorum (1) Yorum yaz!

REGAİP GECESİ

 

          Regaib Nedir?

       Regâib, arapça bir kelimedir ve "reğa-be" kökünden gelmektedir. "Reğa-be", kelime olarak, herhangi bir şeyi istemek, arzulamak, ona karşı meyletmek ve onu elde etmek için çaba sarf etmek demektir. "Reğîb" kelimesi ise, "reğabe"'den türemiş olan bir isimdir ve kendisine rağbet edilen, arzulanan, taleb edilen şey demektir. Müennesi, "reğîbe"dir. "Reğîbe"nin çoğulu da "reğâib" dir. Kelime olarak "Regâib"in aslı budur.

       Receb’in ilk cuma gecesine Regaib gecesi denir. Bu geceye Regaib gecesi ismini melekler vermişlerdir. Her Cuma gecesi kıymetlidir. Allahü teâlâ, bu gecede, müminlere, ragibetler [ihsanlar, ikramlar] yapar. Bu geceye hürmet edenleri affeder. Bu gece yapılan dua kabul olur, namaz, oruç, sadaka gibi ibadetlere, sayısız sevaplar verilir. Regaib gecesini ibadetle geçirmeli, kazası olan, hiç değilse bir günlük kaza namazı kılmalı! Kazası olmayan da nafile namaz kılar, Kur’an-ı kerim okur, tesbih çeker, tövbe istiğfar eder. Perşembe günü oruç tutup, gecesini de ihya etmek çok sevaptır. Receb ayında oruç tutmak faziletlidir.  

      Allah (c.c) katında zamanların değerleri birbirine eşittir. Ancak öyle zamanlar vardır ki o zamanlarda  öyle hadiseler olur kİ, o vakte diğer zaman dilimlerinden daha üstün bir değer kazandırır. Receb-i şerîfin ilk Cuma gecesine isabet eden Regâib Gecesi´de bu müstesna zamanlardan biridir. Cuma geceleri böyle kıymetli vakitlerden biridir. Regaib Gecesi gibi iki kıymetli gecede biraraya gelince, bu gece dahada bir kıymetli oluyor. Bu gece, yalvarış ve yakarışların Yüce Mevla´ya sunulduğu ve O´nun rahmetinden af istenildiği umut, huzur ve müjde gecesidir.

       Allah Teâla´nın kullarına lütfunun çokluğu, kereminin bolluğu ve pek çok günahkarı bağışlaması sebebiyle bu  geceye Regaib Gecesi" adı verilmiştir. Bu gecenin bu değeri nereden kazandığı hususunda değişik rivayetler bulunmaktadır. Bunlardan biri; Hz.Amine validemizin böyle bir gecede Resulullah  (s.a.v)´e hamile olduğunu anladığıdır.

               Regaib Kandiliniz Mübarek Olsun!

Yorum (6) Yorum yaz!

Üç Aylar

            

 

        Rabbiniz şöyle dedi: "Bana dua edin, duânıza cevap vereyim. Bana kulluk etmeyi kibirlerine yediremeyenler aşağılanmış bir halde cehenneme gireceklerdir." 
                                                             mü'min suresi 40/60

         Yüce Allah’ın insanlara rahmetini ve nimetlerini çokça ihsan ettiği belli vakitler, belli mevsimler vardır. Haftanın günleri arasında Cuma; kameri aylardan olan Recep, Şaban ve Ramazan bu türden feyiz ve bereketi bol zaman dilimlerindendir.

          Allah’a şükürler olsun ki, İslam dinine gönülden bağlı Yüce milletimizin “üç aylar” diyerek özel bir önem verdiği Recep, Şaban ve Ramazan aylarının başlangıcına ulaşmış bulunuyoruz.
           Sevgili Peygamberimiz, bu aylarda her zamankinden daha çok ibadet eder ve “Allah’ım! Recep ve Şaban ayını hakkımızda hayırlı kıl, bizi Ramazan ayına kavuştur.” diye dua ederdi. Kuşkusuz bu aylar, dünyanın ağır meşgaleleriyle bunalan ruhlarımızı dinlendirmek ve kulluk şuuru içinde Yüce Allah’ın rahmet ve merhametine sığınmak için çok kıymetli fırsatlardır. Yüce Allah’a bu aylarda yapılacak yakarışlar, tevbe istiğfarlar, kalıcı iyilik ve hayırlar, gönülden paylaşılan sevinç ve kederlerin mükafatı insanlara kat kat verilecektir
  

  Üç ayların ilki olan Receb’in ilk Cuma gecesi Regaib Kandilidir
         Bu gecede öncelikle yapılması gereken, nefis muhasebesidir. Yani iç gözlemdir. Madde ve mana arasındaki dengenin, madde lehine bozulduğu; insanlar ve toplumlar arası ihtilafların bütün dünyayı olumsuz yönde etkilediği; akl-ı selim yerine silahların konuştuğu bir zamanda insanın ruhunu derin kırılmalardan ve acılardan koruyabilmek için, nefis muhasebesine her zamankinden daha çok ihtiyacı vardır. Nefis muhasebesi, varlığımızın özünde var olan ve kimliğimizin temelini teşkil eden ahlaki değerlerimizi kaybetme tehlikesinden bizi uzak tutacak, en emin yoldur. Dinimizin bize ısrarla tavsiye ve telkin ettiği bu yol, ihmal veya terk edilirse, insanın varlığı değersizleşir. Bunun toplumsal tezahürü de, arsızlık, ahlaksızlık, haksızlık, hırsızlık, yolsuzluk, kin ve intikam duygularının yaygınlaşması; merhametsizlik ve sevgisizlik biçiminde ortaya çıkar. Nefsiyle muhasebesini hakkıyla yapanlar ve iç dünyasına yönelenlerde görülen ilk değişim, bütün kötülükleri reddedip, Allah’ın yeryüzündeki halifesi olan insanın ıstıraplarını yüreklerinde hissetmeleridir.

          İşte Regaib Kandili, sözünü ettiğimiz nefis muhasebesinin yapılması bakımından bizim için bulunmaz bir fırsattır. Şu halde bu gece hatalarımız varsa onları terkedelim, kötü duygu ve düşüncelerimizi kaplerimizden atalım. Allah ve Resülünü bize unutturan şeyleri bir tarafa bırakalım. Gönül sarayımızı bulandıran haset, kin, düşmanlık, haksızlık ve zulüm çamuruna bulaşmaktan sakınalım. Birbirimize, anne ve bababımıza, yakınlarımıza sevgiyle ve iyilikle yaklaşalım. Dünyamızı saran düşmanlıklara karşı birlik ve beraberlik içinde olalım. Gönüllerimizde iyilik, fazilet ve bilgi ışığını yakalım. Kalplerimiz bu güzel duygularla dolsun.

            Allah’ın rahmet ve bereketi üzerininize olsun.

Yorum (2) Yorum yaz!