« Önceki ::

en sevgiliye

 en sevgiliye

 

 

Sen, Sen ki bize tüm kırgınlıkların ve düşmanlıkların kol gezdiği bir millete inat kardeşlerim diye hitap ettin sevgili, biz ise senin kardeşliğine lâyık olamasak ta seviyoruz seni. Seviyoruz bir gül gibi ,
seviyoruz senin bizi sevdiğin gibi…
Hira'ya çıkar gibi seviyoruz, Uhud'da savaşır gibi seviyoruz seni ey sevgili, seni görmeden seviyoruz, sen dememiş miydin ki öyle bir nesil gelecek ki o nesil kardeşlerimdir. Onlar beni görmeden sevecek.
Seviyoruz görmeden vuslatını seviyoruz, özleminde yanıp tutuşurken. Kâinatta bir gül tanıdık, sevgili bir gül, solmayan ebedî kalan. Biz o gülün aşkına tutulmuşuz. Yanar da yüreğimiz aşkınla tutuşur elbet. Vuslat dayanılmaz olur bir gün sevgili vuslat, dayanılmaz sevgini sevgisizlik şehrinde barındırırız biz avuçlarımızda kor ateşler tutar gibi. Yıkıntılar arasından senin sevgini yudumlarız şehadet şerbeti gibi...
Ey sevgili, sevdamızın aşkına acı bize, acı bize ve şefaatinden mahrum etme bizi, etme ki bizler senin ümmetiniz... Doğar doğmaz secdeye gidip ümmeti ümmeti dediğin ve ömrün boyunca gecelerce ümmetim ümmetim diye Mevlâ'ya yakardığın ümmetiniz..
Cennet kapıları açılıp "Gir ya Muhammed!" denildiğinde "Giremem ben, taki ümmetim gelmezse, ümmetim yanımda olmazsa!" dediğin ümmetiniz... Bütün insanların birbirinden kaçıştığı o günde "Kızım Fatıma, oğlum İbrahim sana feda olsun illâ ümmeti, illâ ümmeti!" dediğin o bî-çare ümmetiniz...
Seviyoruz seni sevgili, hicret eder gibi seviyoruz, biz seni Sümeyye'ler gibi sevemesekte, Bilâl'ler gibi göğsümüzde taşlar yeşertemesekte seviyoruz seni sevgili. Uhud'da sana ok isabet etmesin diye önünde duvar olan sahaben gibi olamasakta. . Seni onlar gibi sevemesekte aynı sevdayla seni sevdik, aynı sevdayla güllere senin kokunu verdiği için hayran olduk, aynı sevdayla güllere bakınca kendimizden geçtik... Hep aynı sevdayla yaşadık sevgili, seni göremesekte gül efendim seni görme umuduyla yaşadık, hep içimizdeydin
sen sevgili, hiç çıkmadın ki bu sevda hiç yüreklerimizden çıkmadı onun içindir ki güle senin kokun verildiği için âşık olduk…
Sevginin uğramadığı düşler ülkemizde seviyoruz seni, karanlıklarda aydınlığını görerek seviyoruz. Seviyoruz sevgili bizler seni göremedik Ey Sevgili senin sünnetini bildik ve senin sünnetinde bulduk seni sevgili, güllerde bulduk, bize bıraktıklarında bulduk seni ve senin o yüce sevdanı…
Seviyoruz seni sevgili, senin bizi sevdiğin gibi, Allah'ın rasulü olduğun hâlde gecelerce Ağlayıp secdelerden kalkmadığın ümmetim diye gözyaşı akıttığın sevdayla seviyoruz seni Sevgili...
Ey sevgili bizler aşk limanında yitiğini arayan sevdalılar gibi seviyoruz seni, seviyoruz düşler ülkesinin çıkmaz sokaklarında avuçlarımızdaki yüreklerimizle ve düşlerimizi bir zümrüdü ankanın kanatlarına veriyoruz...
Ötelerdeki sevgiliye ulaştırması için ey sevgili, ey güzeller güzeli, ey gül efendim...
Selâm olsun sana,
Selâm olsun geceye ve aya,
Selâm olsun gecenin karanlığına,
Selâm olsun geceyi kuşatana,
Selâm olsun ömrünce ümmetim ümmetim diye gözyaşı akıtan Rasüle…
Ey sevgili, biz seni seviyoruz ve hep seveceğiz, ta ki bu dünyadan göç müjdesi gelene kadar. Gelene kadar o kutlu müjde sevdalı gözlerle bakacağız her gül görüşümüzde, o sevdayla bekleyeceğiz o günü Sevgili… Yolculuk sürecek sevgili... Nefes alıp verdiğimiz sürece, söyleyecek sözümüz hep olacak..
Ey sevgili, biz seni Leyla'sı için dağları aşan Mecnun gibi sevemesekte, sevemesekte Ferhat gibi delemesekte dağları Ey sevgili, biz seni aşk ile sevdik, bildik ki aşk sendedir. Biz güllere âşık olduk sen yokken.
Biliyorduk ki gül senden almıştı kokusunu ve senin vuslatını senin kokunu güllerde bulduk sevgili. Biz gülü gül diye sevmedik sevgili. Biz gülde bulduk senin aşkını, vuslatını, kokunu güllere verene şükrettik ve gülü sevdik sevgili. Bizler düşler ülkesinden sesleniyoruz sana sevgili, düşler ülkesinin çıkmaz sokaklarından sesleniyoruz ve sevgini yeşertiyoruz bu sokaklarda. .
Sensiz
Senin sevdanla…
Seviyoruz seni sevgili, derbeder yüreklerimizle seviyoruz. Bî-çare olmuş yüreklerle seviyoruz. Çölleşmiş kalplerimizle seviyoruz seni sevgili. Yeşertemediğimiz sevdamızla, sevdanla seviyoruz..Seviyoruz z seni ey sevgili, bülbülün gülü sevdiği gibi... Biz de senin bülbülün olmak istiyoruz sevgili ebedî aşkı bulmak için... Seviyoruz seni ey sevgili, yıpranmış vakitlerde yıpranmayan tek gül olduğun için...
Seviyoruz seni ey sevgili, seviyoruz seni...
Seviyoruz seni ey sevgili, çöl sıcağındaki bir kevser şelâlesi gibi...
Seviyoruz seni ey sevgili, gözyaşlarımızla suladığımız güllerle seviyoruz seni...
Seviyoruz seni ey sevgili, sana âşık sana meftun olan aciz yüreklerimizle seviyoruz...

Seviyoruz seni ey sevgili...
Seviyoruz seni ey sevgili, seni gündüzleri ruhumuzu aydınlatan güneş gibi, geceleri yolumuzu bulduran ay gibi seviyoruz... Seni kâinatı yaratan Allah için seviyoruz... Duy bizi ey sevgili, duy bizi, duy bizi...
Ey sevgili, bizler dudaklarımız da senin sevdanı terennüm ediyoruz. Vuslatını haykırıyoruz on sekiz bin âleme...
Ey sevgili, kabul et bu mektubumuzu ve şefaat et bize, biz aciz ümmetine; sevgine muhtaç olan ümmetine acı ve şefaat et ey sevgili...
Ey sevgili, sanadır salâvatlarımız. ..Şefaat et ey sevgili şefaat et , şefaat et bizlere...
Ey sevgili, biz seni Musab gibi sevemesek te, biz seni Filistin gibi sevdik, Sabra gibi Şatilla gibi sevdik. Kudüs gibi sevdalandık sana bağrımızda ateş yaktık kor olduk sevgili...
Ey sevgili, biz seni ölümü sevdiğimiz gibi sevdik, ölümü sevdik çünkü biliyoruz ki vuslatımızı ölümle dindireceğiz. Sana ve Sahibimize olan özlemimiz, içimizdeki özlemimiz o dem dinecek… Hep dudaklarımız şu dizeleri tekrarladı durdu sevgili. Ölüm yâd edilmeye değer bil gül derdik. Öyle bir gül ki kokladığımızda sevgiliyi bulduran ve koklayanı o sevdaya doğru uçuran, sevgiliye ulaştıran. Biz ölümü sevmiştik bu dizelerde bu sözlerde...
Ey sevgili, biz senin yanında asrısaadet dönemini yaşayamasak ta yaşar gibi sevdik seni ve seni seveni, senin sevdiğini, senin sevdanı Ya Rasülâllah…
Selâm olsun sana Ey Kâinatın Gül Efendisi, Sana Senin sevdanla yaşatamasak da senin o yüce sevdan içimizde olarak bizi beklediğin Kevser ırmağının başında senin sevdana yaraşır bir şekilde umman-ı bekada buluşmak umuduyla…
Seviyoruz seni ey sevgili tüm kalbimizle ve tüm zerreciklerimizle…

 

alıntıdır

 

fonda acizane yazmış olduğum şiiri çok güzel bir şekilde yorumlayan  Ömer kardeşime burada teşekkürü bir borç bilirim

Allah Razı Olsun  Ömer kardeşim ağzına sağlık

Yorum (yok) Yorum yaz!

İSLAMDA KARDEŞLİK BAĞI‏

 

Kardeşim

 

Kardeşim deriz karındaştan  öte. Sadece kan bağı değildir bizi birleştiren, bir de kardeşlik bağı vardır. Bu kardeşlik, karındaşlıktan daha ötedir.
Kardeşlik Yaratan'ın bakışıyla sevmektir.
Kardeşlik, yalnızca aynı sevgiyi paylaşmak değildir; sevgiyi onurlandırmaktır. Yağmurun getirdiği rahmet gibi bir birine rahmet olmaktır.
Kardeş duygular, Peygamber sünnetidir.
Kardeşlik Habîb-i Ekrem'in pırıltısını almak için, göz göze salât ü selâm getirmektir. On dört asır sonrasına uzanan bir vefâdır kardeşlik, Efendimiz (ASM)' dan kalan bize.
Kardeşlik "bir" yerine, "bin"ler olmaktır. "İyyâke na'büdü" derken, yürek safında milyonları kucaklamaktır, asla kaybetmemektir sevgi bağını!.. Ümmet olmak kardeşliğini yaşamaktır, her Fâtiha'da. Fâtiha'ya yazılan kutsî kardeşlikten gayrı düşünmemektir.
Her gün kırk kere bunun sözünü veririz Rabbimize.Susuzluktan kavrulan dudaklar su isteyince, susayan kardeşini kendine tercih eden Hâris, İkrime gibi kavruk bir nefesle Allâh'a can sunmaktır. Ortada üç şehit beden, bir de su kalmıştır. Çöle hayat verecek olan, bu bir testi sudur.
Kardeşlik, mâtemlerin civârını mesken seçmektir. Yamalı elbiseyle gezen Peygamberler Sultanı'nı hatırlayıp dam altlarında, yıkık vîrânelerdeki mahcup edâlı gariplere gönülden sıcacık "Kardeşim!.." diyebilmektir. Gözyaşlarını silmektir, çıplak el ve ayaklarını gönlüne koyup muhabbet ateşiyle ısıtabilmektir.
Bir teselli olmaktır.Dert ortağı arayanların sığınağı olmaktır, Hazret-i Ali gibi.Hz.Ali Buyuruyorlar ki:
"-Şu iki şeye sevindiğim kadar hiçbir şeye sevinmem. Bir kardeşimin sıkıntısının benim vesilemle düzelmesi, derdi olan kimsenin gelip benden yardım istemesi..
Fırtınalı denizlerde sığınılacak bir liman olabilmektir.
Kardeşlik, elinde vereceğin bir şeyin kalmasa da gönül alıcı bir söz söylemektir. Bir tebessümle hüznünü dağıtabilmektir kardeşinin...
Bombalar kucağında, yanarken ocaklar; sofrada her lokmayı sorgulamaktır. Lezzeti bırakıp, karın tokluğuna yaşamaktır.
İnce ruhların süzgeçlerindeki rikkat gibi en kibar cümlelerle seslenmek, yüreklerini şenlendirmektir "kardeşim" dediğinin.
Kardeşlik; ayağına bassa da kardeşin ayağının altını incitmek sancısını çekmektir.
 Kardeşinin gafletini körükleyen bir dev aynası değil, hataları hayra tebdîl eden bir pusula olabilmektir. Bazen gözden düşen sözler vardır. Kardeşin kardeşe dili uzanmaz, ama olur ya bazen dil, yılan olup soktuğunda, dudaklarından kan aksa da zehri yutup, gülebilmektir.

Kardeşin, kardeşe heyecanı vardır. Bir başkadır paylaşmanın tadı. Kullukta kardeşlik, hizmette kardeşlik başkadır.
 Saçına ak düşende, fâniliğin koynuna usulca sokulurken, sonsuza uzanan saâdete ermek için beraber Allah rızasını aramaktır her köşede...
Kardeşlik karındaşımdan öte. Ana, baba, özge yârim... Ama kardeşlik candan ziyâde!..
Allah Rasûlü buyurur ki:
"-Kıyamette kardeşlik candan özge! Herkes telâş içindeyken, evlât medet umunca ana-babasından, onlar bir o yana, bir bu yana kaçışırlar. O zaman sâlih bir kardeşi, kendi sevaplarını bağışlayıverir kardeşine; ben yandım, sen yanma!" diye... Allah, kendi uğruna fedâ edilen canlara, cennetini gösterir.

Kardeşim" diyorum, karındaşımdan öte!..
Kardeşim" diyorum kendimi bildiğimden öte... Kardeşim" diyorum candan özge, candan ziyâde..

 arasında kurulan kardeşlik bağı diğer tüm dünyevi bağların üstündedir.Bu bağ iki tarafa da sorumluluklar yükler bu sorumlulukları hadis ve ayetlerle bize öğütlemiştir Peygamberimiz (ASM).Mümin kardeşini ancak Allah için sever,ziyaret eder ve yine Allah rızası için kardeşini terk edebilir.Hayırlı işlerinde kardeşinin yar ve yardımcısı olur, kötülüklerde ise en büyük engel ve uyarıcısı olur.Kardeşi kötülüğe düştüğü zaman onu yüz üstü bırakıp gitmez, onu günaha teslim etmez, günah ve şeytan ile kardeşinin arasında kalkan olur.Davet ettiğinde icabet eder,selam verdiğinde karşılık verir, üzüntüsüne de sevincine de ortak olur.Dili döndüğünce kardeşine nasihat eder, iyiliği emreder kötülükten sakındırır, ona karşı ayna gibi olur iyiliğini abartmaz eksiğini kırmadan gösterir.

selam ve dua ile

Yorum (yok) Yorum yaz!

FARKIMIZ OLSUN‏

FARKIMIZ OLSUN‏

 

 

 

Bugünlerde...
Mallarımız arttı, keyfimiz azaldı.
Daha büyük evlerde kalıyoruz ama daha küçük ailelerde yaşıyoruz.
Konforumuz arttı ama zamanımız daraldı.
Diplomamız bol ama sağduyumuz az.
Uzmanlıklar arttı ama sorunlar çoğaldı.
İlaçlar çoğaldı, hastalıklar  arttı.
Sorumsuzca para harcıyoruz ama az gülüyoruz.
Trafikte çok hızlıyız ama çabuk parlıyoruz.
Aksam geç yatıyor, sabah yorgun kalkıyoruz.
Az kitap okuyor, çok  televizyon seyrediyoruz.
Varlığımızı arttırdık ama değerlerimizi yitirdik.
Çok konuşuyor ama az gönül veriyoruz ve bol yalan söylüyoruz.
Para kazanmayı öğrendik ama yuva kurmayı beceremedik.
Hayata yıllar ekledik, yıllara hayat katamadık.
Aya kadar gidip dönmeyi biliyoruz ama komşumuza gidip gelmiyoruz.
Uzayın derinliklerine ulaştık ama ruhun derinliklerine inemiyoruz.
Havayı temizledik(!) ama ruhları kirlettik.
Atomu bile parçaladık da, önyargılarımızı yıkamadık.
Çok yazıyor, biliyor ama az gelişiyoruz.
Daha çok plan yapıyoruz  ama daha az sonuç alıyoruz.
Acele etmeyi öğrendik ama sabırlı olmayı asla...
Gelirimiz arttı, karakterimiz  zayıfladı.
Tanıdıklar çoğaldı, dostlar eksildi.
Çabalar arttı ama mutluluklar azaldı.
Bilgisayar ağları kuruyoruz, bilgi otoyolları inşa ediyoruz ama kendi aramızdaki iletişimde zorlanıyoruz. "Dünya  Barışı" der, silahlanırız!
Daha mutlu olmak için "somurtarak" çalışırız..
Yani bugünlerde... Eve çift  maaşın girdiği ama çiftlerin boşandığı... Güzel evlerin yuva olamadığı... Kısa seyahatlerin, kağıt mendil gibi ilişkilerin... Yıka çık gönüllerin, tek  geceliklerin... Kilo dertlerinin ve her derde deva  vitaminlerin... Vitrinlerin dolu ama gönüllerin boş olduğu... Günlerde yaşıyoruz!

Yorum (yok) Yorum yaz!

Neredesin ey Rasûl

 

Neredesin ey Rasûl


Seni görmekten, Seni duymaktan aciz…
Neredesin ey Rasûl, neredesin Yâ Rasûlallah?

Bu dava mahzun, bu dava garip, bu dava öksüz büyüdü.
Bir Veysel, Seni tâ Yemen’den görürdü.
Görürdü de, Senin dişini kıran o taşa üzülürdü,
Üzülürdü de, sıkıntıdan kendi dişleri dökülürdü.
Yâ Rasûlallah, Sen buyurmuştun ya hani, Yemen tarafına bakarak
“Bu taraftan iman kokusu geliyor” diye…
Bu yüzden o iman kokulu yâre, o göz nuru hırkanı bırakmıştın.
“Kimdir bu yâ Rasûlallah?” diyenlere ise,
“O beni görür ben de onu görürüm
O Veysel’dir.” buyurmuştun…

Sen kâinatın yaradılış sebebi…
Sen Adem’in affedilme nedeni…
Sen Rabbin biricik sevgilisi…
Hal böyle iken yâ Rasûlallah,
Sen açlıktan karnına taşlar bağlıyordun…
Bizler, daha Senin gibi, bir gün olsun karnımıza taş bağlamadık…
Bırak taş bağlamayı…
Sıcak döşeklerimizi terk edip bir gece olsun,
Gönülden teheccüde kalkamadık…
Vazgeçtik nafilelerden…
Umut kestik ya…
Ümmetin içinde farzları ihmal edenleri görüyor musun yâ Rasûlallah?
Görüyorsun da içinde kırıklıklar mı oluşuyor?
Neredesin ey Rasûl, neredesin yâ Rasûlallah?

Çok uzaklara bakıyorum… Görebildiğimin Bir gece vakti, düştün yine hiç çıkmadığın aklıma.
Neredesin ey Rasûl? gözlerim hep yollarda.
Bir damla yaş akar şimdi gözlerimden yanağıma…
Neredesin ey Rasûl, neredesin Yâ Rasûlallah?

Sen yoksun ya yıkılası dünyanın içinde,
Ne saatlerin kıymeti var benim için, ne de günlerin…
Neredesin ey Rasûl?
Kalmadı bu davaya sancaktar,
Bırakıp kaçıyor,
Menfaatini bulamayan sahtekâr.....


Bizler çok değiştik, ya Rasûlallah
Bizler kendimizi tanıyamaz hale geldik…
Başımızı kaldırıp da Seni göremiyor, duyamıyoruz.
Biliyorum Sen buradasın…
“Gelin, ben buradayım” diyorsun…
Bir yerlerden bana bakıyorsun…
“Kimse kalmasa bile ben yeterim bu davaya!” diyorsun…
Diyorsun, diyorsun da..
“Biz Ümmeti Muhammediz” diye övünenleren uzağına,
Batan bir güneşin arkasında Seni arıyorum…
Vefasızlar kervanından bıktım yâ Rasûlallah!
“Beni arayan Kevser’e gelsin,
Kevser’i isteyen kendine dikkat etsin…” buyurmuştun.
Ya Rasûlallah…
Hani Sen bir gün ashabınla dertleşiyordun…
“Sizi kıyamette terler içerisinde görüyorum” demiştin…
Onlar ki sahabeydiler…
Sana kul köleydiler…
Onları ter içinde gören gözlerin…
Bizi hangi ateşin içinde görüyor yâ Rasûlallah…
Görüyor da gözlerini görmemek için kapatıyor musun?
Gel yâ Rasûlallah… Gel Efendim… Gel… Gel…
Çok yalnız kaldık asırlardır…
Hiçbir şey koymadılar vefasızlar
Yiyip bitirdiler.

Anlatamadığım,
Anlatmaya kelimeler bulamadım.
Duygular var yüreğimde…
Biliyorum bir Sen anlayabilirsin ancak bunu.
Her gün aynı günahlara batıp gömülmekten bıktım yâ Rasûlallah!
Yâ Rasûlallah, Sen bir gün Hazreti Ömer’e buyurmuştun ya,
“Beni kendinden daha çok sevmedikçe
İman etmiş olmasın…”
Hal böyle iken yâ Rasûlallah
Biz Senin aşkının yerine ne fâni aşklar koyduk,
Kimlere Senin yerine “sevgili” dedik?
Fâniler bu kadar çabuk mu alacaktı Senin yerini?
Efendim… Yürekler unutuyor Seni…
Fâni aşkların peşinden yürüyor ümmet…
Halbuki yürüdüğü aşk değil, ateşten bir kafes!
Gel yâ Rasûlallah… Gel Efendim… Gel… Gel

Yorum (1) Yorum yaz!

Çöle Serinlik Verecek Kelimelerle EFENDİM

 

Çöle Serinlik Verecek Kelimelerle EFENDİM (Aleyhissalatu Vesselam)        
  
Kalemimle kalbim arasına tereddüt hiç bu denli girmemiş, kelimelerin bu denli uzağına hiç düşmemiştim. Elim hiç bu denli ürkek davranmamıştı kaleme ve kâğıda uzanırken Ey Rasûl (SallAllahu Aleyhi Vesellem)! Bir sahur vakti şu dizelerde buluvermiştim seni, yıllardır bu dizeleri okumama rağmen:

“Sen geldin benim deli köşemde durdun
Bulutlar geldi üstünde durdu
Merhametin ta kendisiydi gözlerin” 1

Biz, deli köşelerden sana sığındıkça kurtuluyorduk.
İnşirahı o zaman yaşıyor, karanlıktan o zaman sıyrılıyorduk.
Secdeye uzanıp arşı dinlemeyi, kitab-ı kebir-i kâinatı okumayı, bir kelebeğin ayakuçlarıyla dokunuşu gibi yumuşak, nahif ve zarif olmayı, içimizdeki hayvanın başını ezmeyi o zaman başarıyorduk.


Seni ne zaman “tanı”dım, bilmiyorum. Balığın denizle tanışma vakti var mıdır?
Elbette hayır. Kendimi bildim bileli adını bildiğimi sanıyorum.
Seni bildim de Ey Rasûl (SallAllahu Aleyhi Vesellem), huzura, dinginliğe, afiyete, barışa erdim.
* * *


Ramazanda insanlar, kadir gecelerini uyanık geçirirken, bizler sokaklarda tahta ata biner köyümüzde beklerdik seni.
Dua eden çocukların rüyasına teşrif ettiğini öğrenince minik kalplerimizi dua ile titretirdik.
Minik kalpleriniz dua ettikçe kocaman olur, derdi büyüklerimiz.
Seni öğrendim de Ey Rasûl (SallAllahu Aleyhi Vesellem), camilerde salavatlara katıldım.
Seni öğrenince dilime yakıştı Allahümme salli alâ seyyidina…
Seni tanıdım da ey Rasûl (SallAllahu Aleyhi Vesellem), hayatın şu kadar yılını geride bırakmış biri olarak dönüp bakınca kalbimin odalarında bir karartı olmadığını görüyorum.
Bütün odalarımın şavkı sensin.


Önümüze, ardımıza, sağımıza, solumuza ışık saçan kandillerin var.
Hayatımızın bütün karelerini aydınlattın.
Yaktığın kandiller hâlâ aydınlatıyor insanlığı.
Sevgin, şefkatin, hoşgörün aydınlatıyor insanlığı Ey Rasûl (SallAllahu Aleyhi Vesellem)!


* * *
Kalbime yayılan inşirahın gözlerime yayılmaması ne üzücü…
Adını söyleyince dilim, kalbimin dilime eşlik edememesi, bütün azalarımın onlara katılamaması, gözlerimden yaş boşalmaması ne acı…
Ama bir an var ki ey Rasûl (SallAllahu Aleyhi Vesellem), o bir an seni ağladım. Seni andım da sesim titredi.


Gözümden yaşlar boşandı.

Konuşamadım beni dinleyen o minik yüreklerin karşısında.
İşte o an, ağlamanın güzelliğine kapıldım.
Gözyaşı nasıl yıkar ve yakarmış kalbi gördüm.
Mutlu oldum gözyaşından, mutlu oldum adını anarken sesimin titremesinden.
Mutlu oldum senin için akıtılan o birkaç damla gözyaşının gücüyle senin sevgini anlatmaktan.
O gözyaşlarıyla varmak isterim huzuruna efendim.
O erimiş ve saflaşmış kalp ile…
Seni ağladım da Efendim (SallAllahu Aleyhi Vesellem), insan oldum yeni baştan.
* * *
Leblerimle emrine âmâdedir cânım benim
Al da bir bûseyle öldür haydi cânânım benim

”Lâl olur birden dilim bilmem neden görsem seni
Görmesem kalmaz karârım dinmez efgânım benim”2


Seni okumak öylesine farklı ki, döne döne kelimelere gömülmek ve kelimelerin ortasındaki adacıkta seni yaşamak…
Gözyaşıyla oluşmuş bir deryanın ortasındaki bir kalp adası.
Seni okumak bu adayı oluşturmaktır Efendim (SallAllahu Aleyhi Vesellem).

 

Kalbi alıp o adaya yerleştirmektir.
Seni okudum da Efendim (SallAllahu Aleyhi Vesellem), seni anlatan kelimeler güzelleşti.
* * *


Seni yazdım da Efendim (SallAllahu Aleyhi Vesellem)
Vaktimin efendisi oldum.
O vakti süsledim, kalbimden başlayarak.
Kuşları çoğalttım, zamanı durdurdum ve kaydettim kâğıda.
Kalemimi titreyerek aldım elime, kıvançla bıraktım.


Harf yürüyüşü sana yürüyüş oldu.
Kalbim seninle konuşuyor; yıl 1415 olmuş veya olmamış hiç fark etmiyor.
Seni yazdıkça Efendim (SallAllahu Aleyhi Vesellem), kelimeleri daha bir seviyorum.
Seni yazdıkça kullandığım kelimelerin yarın lehime şefaat dileyeceğini düşünüyor,
Seni yazdıkça insanlığım çoğalıyor, arınıyorum.


Vaktimi aylarca süsleyen iç konuşmalarımın resmini kâğıda çiziyorum.
Yazdıkça Efendim (SallAllahu Aleyhi Vesellem), sağımda solumda, önümde ardımda hissediyorum seni.
Kalp odacığımda ağırlıyorum seni, kelimelerle çağırıyorsun kendine beni. “Biz de bu yazıda yan yana dizilelim ve Efendimiz (SallAllahu Aleyhi Vesellem )’i dile getirelim!” diyor harfler. Efendim!( SallAllahu Aleyhi Vesellem)
Şu an başımı satırlardan kaldırırsam seni kaçıracağım korkusunu yaşıyor, seni damarlarımda hissediyorum.
Bu güzelliğe seni yazarak nail oluyorum Efendim (SallAllahu Aleyhi Vesellem).


* * *
”Sakın terk-i edebden kûy-ı Mahbûb-i Hudâ’dır bu
Nazargâh-i ilâhidir, Makam-ı Mustafâ’dır( SallAllahu Aleyhi Vesellem) bu”3


Ey Rasûl (SallAllahu Aleyhi Vesellem) Senin köyüne yürümeye kalbim, ne gün dayanacak bilmiyorum.
Yeryüzünün sıcaklığının üstüne çıkarsa kalbimin sıcaklığı, bedenimi kontrol edebilirsem o zaman yürüyeceğim Ravza’na.


O zaman saracak bedenimi heyecan, beni uçuracak kadar.
O zaman terk edecek bu can bu bedeni belki, Efendim (SallAllahu Aleyhi Vesellem).
Seni kalbime çağırışlarım bitmiyor ki beni mescidine çağırışına kulak vereyim.
Ellerimi açıyorum dilimdesin, secdeye uzanıyorum kalbimdesin.
Ravzan’la aramızdaki mesafe ne ki… Mekân Seni sınırlar mı ki…


Rüyalarımıza girip rehberliğini devam ettirirken aramızda yaşamıyor musun ki.
O zaman kalbimize çağırıyorum Seni Efendim (SallAllahu Aleyhi Vesellem)!
Soframızdaki kaşıklarla, odalarımızdaki adına serilmiş seccadelerle, kalbimizi titreten dualarla…


Yine de diliyorum Rabbim’den Senin mahallende, sokağında, evinde dizlerimi kırıp defterimi, kalemimi elime alarak birkaç satır yazmayı nasip etsin.


Çöle serinlik verecek kelimelerle çağırayım defterime Seni Efendim (SallAllahu Aleyhi Vesellem)!

 

 

Mustafa OĞUZ

Yorum (yok) Yorum yaz!

Esselamu Aleyke Ya Resulallah

 

Esselamu Aleyke Ya Resulallah

Ey Allah’ın Rasulü iyiki sen bizim alemimizi şereflendirmişsin. Senin gelişin bizleri karanlıktan-aydınlığa, cehaletten-bilgeliğe, esaretten-özgürlüğe kavuşturdu.

Senin doğduğun günde bile şirkin, tağutun ve cehaletin kaleleri sarsıldı, hiç sönmemiş olan ateşleri söndü. Karanlıktan aydınlıklara çıktı insanoğlu.Doğdun günden başlayarak şirk düzenlerini yıkacağını kafire korku,mazluma umut olacağını, insanlığı zulmetten nura kavuşturup tevhid kal’asını oluşturacağının mesajını verdin.

Güzel ahlakınla bizlere örnek oldun. Güzel ahlakın ne demek olduğunu sen öğrettin bize. Hem müslümana hem de gayrısına.Öyle bir ahlakın vardı ki senin Ey Rasulüm! Senin düşmanların bile bu güzelliğinden etkilenirdi. Gerçek güzellik ruh güzelliğidir demiştin sen zaten. Ne malın çokluğu,ne makamın yüceliği, ne soy, ne nesep hiçbir bir değer ifade etmiyordu senin öğretilerinde.

Sen öğretmiştin bize şirk düzenleri karşısında tavizsiz durmayı, onların zulmülerini en güzel şekliyle bertaraf etmeyi. Zulme, tuğyana,haksızlığa, zorbalığa, inasanların küfür üzere olmasına seyirci olmamayı sen öğrettin bize Ey Rasul!

Sonra en güzel şekliyle tebliğin nasıl yapılacağını, müslümanın böylesine bir sorumluluğu olduğunu, bunu taşıması gerektiğini, tebliğin ulaşmadığı hiç kimsenin kalmayıncaya kadar bunu yapmanın bir vazife olduğunu sen öğrettin Ya Rasulullah!

Cihadın her müslümana farz olduğunu, cihadsız hayat olamayacağını, cihad etmeden ve cihad etmeyi niyet etmeden ölenlerin cahili ölüm üzere olacağını, cihad meydanlarında Bedir’de Uhud’da kanın akmasına, dişinin kırılmasına rağmen ve sen Allah Rasulü iken nasıl da önce kendi canını Rabinin yoluna feda ettiğinin dersini sen öğrettin bize Ey Rasul!

Aşırılıktan, taşkınlıktan kaçınmayı, ifrat ve tefritten uzak durmayı, ölçünün senin sünnetinin olduğunu ölçünün bizzat kendisinin sende bulunduğunu,vasat bir ümmet olmanın değerlerini sen öğrettin Ya Rasulullah!

Takvada ve iyilikte yarışmayı, birbirimizi sevmeyi, sevmedikçe iman etmiş olamayacağımızı, iman etmedikçe de cennete giremeyeceğimizi sen öğrettin bize Ya Rasullullah!

Emanete ihanet etmemeyi, özüyle sözüyle bir olmayı, müminin elinden ve dilinden emin olunan kimse olduğunu, hiçbir müslümanın diğer bir kardeşine eza ve cefa verecek davranışlarda bulunmaması gerektiğini onunla herşeyini paylaşması gerektiğini sen öğrettin bize Ya Rasulullah!

Ey insanlık aleminin en şereflisi sensin bizim öğretmenimiz.sensin bizim rehberimiz, sensin bizim peygamberimiz.

Ey Allahın Rasulü bizi şefaatinden mahrum etme. Bizi kendine ümmet kabul et.

Binler Selam olsun sana

Yorum (1) Yorum yaz!